15 Kasım 2016 Salı

Kız Sen Hala Doğurmadın mı: Gebelikte 40.Hafta ve Ötesi

Her iki hamileliğimin ortak yanı ilk 3 ay düzenli progesteron kullanmış olmam.Artık sebebi buna mı bağlamak lazım, rahim yapısına mı, içten içe doğum yapmaktan tırsmama mı yoksa genetik faktörlere  mi; neticede  Ayşe Mitra ile de tıpkı ablası gibi 40. haftayı tamamlıyoruz.İçeri giren, çıkmak bilmiyor.
Elim yüzüm gözüm ayaklarım her yanım şiş..Bi doğursam rahatlayacakmışım gibi dolaşıyorum etrafta.
İlk doğumda aldığım suni sancı ve sonrasındaki travmaları tekrar yaşamaya niyetim olmadığı için son 2-3 hafta  kendi sancılarım başlasın diye neredeyse bir düz duvara tırmanmadığım kaldı. Her gün 1,5 saat yürüyorum, 3-4 kat merdiven çıkıyorum, duyduğum bütün koca karı ilaçlarını karıştırıp içiyorum..
Ihhıııhh yok..Bırak sancıyı, en ufak bir belirti bile yok.
39. haftadan itibaren doktorum manipülasyonlara başlıyor, Ayşe Mitra çok yukarıda çünkü.Muhtemelen sancılarımın başlamama sebebi de bu. Dakikalarca Ayşe Mitra'ya dışarıdan tık tık bir şeyler yapılıyor ama tısss..Daha önce doğum yaptığım için 1 cmlik bir rahim açıklığım var, bi de 0,5 cm ilavesi oluşmuş; hepsi bu.Yani 40. haftaya doğru gidiyorum ama ufukta doğum yapacağıma dair hiç ihtimal yok.
İlk 4 ay düzenli devam ettiğim akupunkturcu nefesçi kadın doğum doktorumun kapısını tekrar çalıyorum. O dönem hedefimiz Ayşe Mitra'yı karnımda tutmaktı, şimdi ise onun sağlıklı bir normal doğumla dışarı çıkmasını sağlamak..
Almanya'da 42. haftaya kadar sancıların beklendiğini öğreniyorum.Hala bir şey yoksa suni sancı işlemine geçiyorlarmış. Bizde ise bebek hali hazırda 4 kilo civarında beklendiği için diğer doktorum 41. haftaya kadar beklemeyi düşünüyor. Hala sancı başlamazsa suni sancı verilecek, yine de olmazsa son çare sezeryana alacaklar.
İşte bu hiç olsun istemiyorum.Sezeryan olacaksam gideyim sabah fönümü çektireyim, makyajımı yapayım, fotoğrafçı tutayım, çat çat kesip alsınlar..Suni sancıyla onla bunla uğraşmıyayım. Süslü püslü odalarda prenses gibi doğurayım, hemen facebook'a fotoğraf post edeyim!
Suni sancı alacaksam da bu iş normal doğumla sonuçlansın istiyorum.
E tabi bunun garantisi var mı? Yok!!
Akupunkturcu doktorda tam da benim gittiğim esnada Almanya'da 30 yıl ebe hemşirelik yapmış Türk bir bayan misafir olarak gelmiş.Oturup sohbet ediyoruz.Esasen belki de bir kadın doğumcudan daha bilgili ve tecrübeli bu kadın çünkü Almanya'da doğumları ebeler yaptırıyor, doktorlar sadece epizyo dikişi aşamasında müdahil oluyorlar sürece.Meğer  hamilelere akupunktur da yaygın bir uygulamaymış orada. Sancıların bir an önce başlaması ve rahim ağzı açıklığımın artması için akupunktur seansına başlıyoruz.Ayşe hemşire batırıyor iğneleri bu sefer.
Seans bitiminde doktorum tekrar bir takım manevralar için beni muayeneye alıyor.
Bu arada ikinci doğum olunca, muayenelerim inanılmaz rahat geçiyor.Bana cesaret veriyor doktorum, 5 kilo olsa yine de doğurursun hiç merak etme diyor.
Her iki doktorum da gayet rahat normal doğum yapabileceğime, bebeğin iri olmasına çok da takmamam gerektiğini söylüyorlar tekrar tekrar.
Akşamları arka arkaya ananasları hurmaları götürüyorum, karanfil yağlarını orama burama sürüyorum..Her gece "acaba bu gece sancılarım başlar mı, suyum gelir mi" diye düşünüp yatıyorum.
Sabah yine hiç bir şey olmadan, kupkuru uyanıyorum..
Ve  15 Mart 2016 Pazartesi itibariyle 40. haftayı bitiriyorum, uzatmalara giriyoruz..
Perşembe doktorumun çalışmadığı gün;ve o gün hastaneye yatma kararı alıyoruz daha da fazla beklemeden.
Evet artık günümüz belli oldu, adı konuldu bu işin..Ayşe Mitra  en geç Cuma günü kollarımda olacak..

Geriye Sayım Başladı:38. Hafta

Şubat 2016
Tüm hazırlıklar tamam,işi de bıraktım. İkincilerde doğum süreci daha hızlı ilerler, 38. haftadan itibaren doğurabilirsin, sancı başladıktan yarım saat sonra doğum olabilir vs dendiği için sürekli olarak teyakkuz halindeyiz.Doğum ne zaman diye sorana "Şubat sonu gibi" diye cevap veriyorum. Hamileliğim süresince ilk 3 ay dışında sürekli seyahatte olup dünya turu gerçekleştiren sevgili kocam bile nihayet ana üsse döndü.
İnanılmaz sakinim, hazırım.
İştar artık inanılmaz büyüyen karnıma her gün sarılıyor, her gün kardeşinin ne zaman geleceğini soruyor.
Ayşe Mitra boynundaki kordondan maalesef kurtulamadı.Boy-kilo dört nala gidiyor.Son muayenelerde bacak boyu ölçüsünü alet bile hesaplayamadı.
Her hafta doktora gitmeye başladım.Nst'ye giriyorum.
Ayşe Mitra'nın yeri giderek daraldığı için eskisi gibi kuduruk şekilde tekmelemiyor.Fakat bir tekmeledi mi, yerimden sıçratıyor beni.Kafası tam aşağıda olduğu için göğsümün hemen altında gözle görülür şekilde tekmeliyor.
İştar normal doğduğu için elbette Ayşe Mitra'yı da normal doğurmayı hedefliyorum.Fakat şuna eminim: bu defa saçma sapan acıları çekmeye ve normal doğum sonrası komplikasyonları yaşamaya hiç mi hiç niyetim yok.Eğer bu tip şeyler yaşama riskim varsa sezeryana razı olmayı düşünüyorum.
Fakat iki sorunumuz var: Ayşe Mitra baya iri bir bebek.Her ölçümde farklı çıksa da , en az 3600, en çok 4300 olması bekleniyor.3600 ok ama 4 kilo ve üzeri olacağı gerçeği beni inanılmaz korkutuyor. Türkiye'de ilk doğumlarda bebek 4 kilo ve üzeri ise normal doğum kesinlikle düşünülmüyor ve hemen sezeryana yönlendiriyor doktorlar.Benim moraller alt üst.Bu saatten sonra kalkıp bebek iri diye sezeryan mı olacağım?.
Daha düne kadar sezeryani kolaya kaçma, beş dakikada beşiktaş,konfor olarak görürken, bu defa da "eyvah karnımı yedi kat kesecekler" korkusu sarıyor dört tarafımı.Normal doğu yapamama ihtimali belirince normal doğum kıymete biniyor birden bire.
İnternetten vdeolar izliyorum.Kadının biri.İkinci doğum.İlki normal olmuş.Aylarca doğum kurslarına gidiyor, sancıları karşılamak için nefes egzersizi pratikleri yapıyor.Kendi sancıları başlamayınca suni sancı alıyor. Hastane odasında epidural almadan 20 saat o sancıları çekiyor.Fakat 10 cm rahim açıklığı bir türlü sağlanamıyor.Bir süre sonra bebek strese girince acil sezeryane alınıyor. Hop 5 dakikada iş bitiyor. Kadın saatlerce canının yandığıyla kalıyor.
Yooo benim başıma gelmesin bu diyorum, ödüm kopuyor.
Kilolar almış başını gidiyor. 80',in üzerine çıktığımı gördüğüm gün artık tartılmayı bırakıyorum.
Evdeyim,4 sene önce olduğu gibi Beyaz Lale'den aldığım pembiş ve yumuşak bir takım hayvan süslerine badem şekeri iliştirip, kavanoza gömdüğüm süngere saplıyorum.Bu defa pembe peçete alıp dürüm yapmıycam,hayır..

14 Kasım 2016 Pazartesi

Öyle Bi Kenarda, Sessiz Sessiz: İkinci Hamilelikler

Şubat 2016
3,5 yaşında bir kızım, yöneticiliğini yaptığım ve epey ciddi bir sorumluluğu omuzladığım işim, iyi kötü idare etmem gereken bir ev hayatım var. Neredeyse 9 aylık hamileyim.Karnım inanılmaz büyük.
Ayşe Mitra ile buraya kadar neredeyse vukuatsız geldik. Gelişimi inanılmaz iyi, hatta neredeyse 10-15 gün önde gidiyor.Bir tek sorunumuz 5 aylıktan beri boynunda dolanık olan kordon.Sadece tek tur olması işin pozitif tarafı olsa da  yine de karnımda boynunda kordon dolanan bir bebek taşımak sürekli endişelendiriyor insanı
Her şeyin yolunda olduğunu öğrendiğimden beri esasında çok da konsantre değilim bu hamileliğe.İşe gidiyorum, akşam okuldan dönen İştar ile ilgileniyorum.İştar yemeğini yedikten sonra onunla oyunlar oynuyoruz ve her akşam İştar'a kitabını ben okuyorum.Sonlara doğru okuduğumuz kitaplar genellikle kardeşi olan çocuklarla ilgili oluyor.Ayşe doğduğunda hayatımızda nelerin değişeceğinden bahsedip İştar'ı sürece hazırlamaya çalışıyorum. Odak noktam Ayşe Mitra'dan çok İştar'ın içinden geçeceği psikolojik süreç.
"Annesinin memesinden süt içecek Ayşe" diyorum.
"Bardaktan içmiyecek mi" diye soruyor İştar.
Ona açıklıyorum.
Akşamları ana kız terapi yapıyoruz.Ayşe tekmelerken İştar'ın elini karnıma götürüyorum.
Heyecanla bekliyor.
"Annemin karnında bebek var"diyor heyecanla birileriyle ilk karşılaştığında
Yada hemen " Benim kardeşim olacak" diyor yeni tanıştığı kişiye..
Şu aralar odağım İştar..Çünkü biliyorum ki bir kaç hafta sonra odağım Ayşe Mitra olacak.
İki hamileliğim arasında o kadar çok fark var ki:
1.Oda hazırlıkları: İlk hamilelikte bin bir türlü görsele bakıp,sonra da denenmiş bir mobilyacıdan mobilyalarımızı almıştık.Duvar kağıtçısı, perdecisi, kendi çapımda baya ciddi hazırlık yapmıştım.İkincide ise her şey gayet netti: İştar'ın eski odasına aynı mobilyacıdan bu defa daha sade mobilyalar alındı, geri kalan her şey aynı! İnstagramda bebeklerinin odasını köşe köşe çekenler var ya, hah işte o kadar uzağım ki onlardan..
2. Kıyafetler: İştar'a markalı,güzel kıyafetler alabileyim diye atlayıp Şubat ayında Dubai'ye gitmiştik.Alışveriş festivalinden kalma uygun fiyatlı kıyafetlerin yanında bir sürü de gereksiz ıvır zıvırla dönmüştük.Ayşe Mitra içinse, bırak yurt dışını, mağazaya bile gidemedim çünkü vaktim yok! Internetten bir kaç tane saçma sapan Hello Kitty'li tulum (asla ama asla yeni doğmuş bebeğe kırmızı renkli tulum almayın) ve Gap'ten indirime girmiş ayakkabı dışında bir tüy bile almadım. Hadi ben neyse ne de ikinci defa anneanne olacak annem de kayınvalidem de aynen benim gibiydiler. Ayşe Mitra için doğum çantası yaparken fark ettik ki, çocuğun hiç hastane çıkışı yok.Hiçbiri akıl etmemiş! Ben hasbelkader bir şey almışım, o da kırmızı puantiyeli Hello Kitty'li ! Annem koşa koşa Kanz'a gidip bir şeyler aldı da hemen yıkayıp ütüleyip valize koyduk!!
3. Aparatlar: "Tabi ki emziricem" mottosuyla İştar'a göstermelik bir biberon almıştım, süt sağma makinam da eltimden gelmişti.Bir tane bile emziğim yoktu.İştar doğduğunda bebeğimin emmesi için göğüs uçlarımın yeterli olmadığını öğrenmiş, eşim koşa koşa göğüs ucu çıkartıcı bulmaya gitmişti.Daha sonra göğüslerim komple yara olmuş, kısa zaman içinde de mastit olunca sağ göğsümdeki süt üretimi durmuş ve ben İştar'ı mama + tek meme yöntemiyle 1 yaşına getirmiştim.Üstelik deli gibi de emzik kullanıyorduk. Yani bol miktarda biberon,mama ve emzik tüketmiştik.Biberonlar için strelizasyon makinamız da yoktu.Yine aynı şeyleri yaşayacağım düşüncesiyle bir sürü emzik,biberon,strelizasyon makinası ve 2 paket mamayı, göğüs ucu çıkarıcı,yaralar için krem,göğüs kalkanı , 3 çift göğüs ucu koruma aparatı ve Avent marka süt sağma makinasıyla beraber hazır ettim.Yani aparatsal olarak maça haddinden fazla hazırız!
4. Mental hazırlıklar: İlk hamileliğimde bebek bakımı yada doğumla ilgili neredeyse hiç kitap okumamıştım. Bebek bakımı konusunda ailemden yardım alacağımı, doğumu da nasıl olsa sezeryanla yapacağımı, emzirmenin ise doğal bir süreç olacağını öngörmüştüm. Ve hepsinde yanıldım! Lohusa dönemleri pek çok kadın için hatırlamak dahi istemedikleri berbat günlerdir ki maalesef aynen benim de öyle oldu. Travmatik bir normal doğum sonrası hem dikiş hattındaki dayanılmaz ağrılar, bir yandan emzirmeyi beceremediğim için göğüs ucu ağrıları,diğer tarafta uykusuzluk, yorgunluk ve dehşet bir sıcak! Kimsenin yardım filan ettiği de yoktu, İştar'la başbaşa kalmıştık ve tüm sorunlarla tek başıma mücadele etmek durumundaydım. Bu defaki hamileliğimdeyse aynı süreçleri yaşamamaya yeminliyim! Hemen koşup bir Tracy Hogg kitabı alıyorum, son günlerde dahi olsa youtube'dan normal doğuma yönelik nefes egzersizleri videoları izliyorum, emzirmeyle ilgili blog yazıları okuyorum.Tecrübeliyim ve daha bir hazırım her şeye!
Yani aslında ikinci hamilelikte gereksiz detaylar (odanın perdesinin fırfırı yada hastanede verilecek ziyaretçi hediyeleri gibi) yerine asıl olaya odaklanıyorsun.Bir önceki doğumda mutsuz olduğun konuları yada hataları tekrarlamamaya çalışıyorsun.
 Bu anlamda ikinci bebek aslında ihmal edilen bebek değil asla.Tecrübeli bir annenin uzmanlık tezi!

Yandım Allah Doğruyorum Galiba: Brexton Hicks Sancıları

Ev nüfusumuz çoğaldı: İştar, ben, Ayşe Mitra ve yatılı yardımcımız.
Bu yazı Çeşme'de annemlerin evinde geçirmemize imkan yok! Bu sebepten daha Ekim aylarında Çeşme'de kiralık ev arayışlarına giriştik. Allahın soğuğunda, yağmurunda garip gureba evlere bakındık durduk. Neyse sonraki zamanlarda  emlakçıdan bir yer bulduk, o iş halloldu.
Bir Cumartesi , 8 aylık hamileyken , yanımda Hatuna ile emlakçının ofiste sözleşme yapmak üzere Çeşme'ye yola çıktık.Toplamda 3 saat araba kullandım. Döndüğümüzde hafif bir sancım vardı. Derken zaman ilerledikçe sancılar şiddetlenmeye başladı ve korkutucu bir hal aldı. Henüz 34 haftalık hamileydim ve en kötüsü kocam Japonya'daydı!!
Saatler ilerliyor, magnezyum diasporaller ve bitki çayları fayda etmiyor; baya baya sancım var..Sağa dönüyorum olmuyor, sola dönüyorum olmuyor. Doktorumu arıyorum, hastası varmış.Hemşireyle konuşuyorum.Sancıların düzenli olup olmadığının asıl önemli olduğunu söylüyor.
Saymaya başlıyorum, yok düzenli değil.Ama aklımın bir köşesinde de düzensiz başlayan sancıların düzenliye çevrilebilme ihtimali var.
Yaptığım hazırlıkları gözden geçiriyorum: doğum çantası ok,oda ok,yardımcı ok..Bi tek ben hazır değilim  galiba doğum yapmaya!
Komik bir film açıyorum ve sancılar daha beter hale gelmesin diye dua ede ede uyuyakalıyorum..
Sabah uyandığımda ne sancı ne bir şey..
Sadece halk arasında yalancı doğum sancısı olarak bilinen Brexton Hicks kasılması imiş yaşadığım Ama ne sancı ne sancı.. Cidden o gece doğuracağımı, kocamın Tokyo'dan İzmir'e ulaşmak için fellik fellik uçak arayacağını, annemler İştar'a göz kulak olurken benim de bir başıma doğum yapacağımı kurguladım durdum..
Doğumu başlatan hormonel süreçlerin ne olduğu hala bilinmiyor ama başladıysa da durduran yegane şey annenin doğum için kendini hazır hissetmemesi olabilir!
Neticede: 34.haftada doğurmadım!

Üçüncü Üç Ay:Eyvah Düzenimiz Herşeyimiz Değişiyor!!

7. aya girdik Ayşe Mitra'mla..Sorunsuz ilerliyor her şey çok şükür. Ayda bir rutin doktor kontrolüne gidiyor, her şeyin yolunda öğrenip şükrederek çıkıyoruz.
İki doktorla başladığım yolculuğuma tek doktorla devam ediyorum.Akupunktur ve nefes uzmanı doktorum Alman ekolunden geldiği için doğumlara girmiyor, kendisini çok sevsem de bırakmam gerekiyor onu.
Ayşe Mitra içimde büyürken ve 7/24 çılgın gibi tekmelerken, evin içinde de büyük değişimler yaşıyoruz.İştar'ın yatağını tek kişilik yatak yaptık,Ayşe Mitra' nın  mobilyaları  İştar'ın eski odasına geldi.Oda çok da büyük değil ama ben tecrübeliyim ve ilave dolap yaptırmıyorum bu sefer.Odadaki gömme dolabı Ayşe'nin hizmetine sokuyoruz. Hatta bu satırları yazarken fark ediyorum: şifonyere bile gerek yokmuş! Sadelik ve bol boş alan ileriki yaşlar için elzem!
Giyinme odamızı iptal ediyoruz, oraya tek kişilik bir yatak atıp odadaki dolapların yarısını çöpe atıyoruz.Zira Ayşe Mitra ile birlikte hayatımızın en büyük değişikliği geliyor: artık evimizde yatılı bir yardımcımız olacak!Ayşe Mitra'nın bakıcısı bir yabancı olacak!
Mezar taşıma şunu yazsınlar isterim: "Kınadığıyla sınandı!"
Sene 2015 ve yıllarca kaçtığım "yardımcı" mevzusunun en yüksek dozlusunu kendi isteğimle Aralık ayı itibariyle evime alıyorum.İlk evlendiğimde haftada birle başladığım bu konseptte artık 7/24'e terfi etmiş durumdayım.Benim için başlangıcı biraz travmatik olsa da, hamileliğimin özellikle son 3 ayında ev işlerine hiç bulaşmamam, kesinlikle daha rahat ve ağrısız bir süreç geçirmeme sebep oldu.
Kasların gevşemesi  ve aşırı yorulma sebebiyle, herhangi bir sorun olmamasına rağmen, hamileliğimin 7. ayında beni korkutacak ve koşarak doktora gitmeme sebep olacak bir takım ağrılar baş gösterdi.28. haftada NST'ye bağlandım hatta  rahim ağzı açılması var mı diye muayene bile oldum! Meğer olay Ayşe Mitra ile ilgili değil,benim saatlerce portmantonun önünde ayakkabı temizleyip dizmeye çalışmamdanmış!
Tövbe ettim ve hazır yatılı yardımcımız da işbaşı yapmışken ev işlerinden yemek dahil elimi eteğimi çektim!
Apartman dairesinde yaşıyoruz, bu da ister istemez yardımcımızla fazla içli dışlı olmayı beraberinde getiriyor. Ama  maddi ve de odasal anlamda imkanınız varsa ve evdeki çocuk sayısı iki ve üzeri ise, kırın zincirlerinizi ve güvenilir bir yatılı yardımcı arayışına çıkın derim.
İlk gelen yardımcımız Hatuna tanıdıktı o yüzden ilk şok ve adaptasyon sürecini hızlı atlattım.Gürcüler dil yapısının farklı olması sebebiyle Türkçeyi zor öğrenirler,öğrenseler de düzgün konuşamazlar genelde.Hatuna da bu anlamda iyi Türkçe bilenler kategorisindeydi.Maalesef bu durum bana hiç mi hiç uymadı zira evde Türkçe konuşan bir yardımcı demek sürekli onun dertlerine ve eski patronları hakkında yaptığı dedikodulara da maruz kalmak demek! Henüz evdeki çocuk sayısı bir olduğu ve hepimiz sabah çıkıp akşam döndüğümüz için Hatuna temizlik yapıp kalan zamanda bir başına efkarlanıyordu:) Teknolojiyi de keşfetmediği için skype üzerinden görüntülü konuşma vs yapmıyordu. Sabah akşam evde tek başına kalan ve haftada bir dışarı çıkan yabancı bir kadının olduğu düşüncesi beni inanılmaz rahatsız ediyor, üzülüyorum. Bir yandan da Ayşe Mitra ana dili Gürcüce olan bir bakıcıyla nasıl büyüyecek, onun gelişimine zararı olacak mı bunları düşünüp duruyorum


10 Kasım 2016 Perşembe

İkinci Üç Ay: İştar'ın Ayşesi

Malum çocuklarda zaman kavramı 8-9 yaşında tam olarak oturuyor bu yüzden doğuma az zaman kala hamile olduğunuzu söyleyin diyor uzmanlar.Fakat annem sağolsun,İştar bir kardeşinin olacağını ben 3 aylık hamileyken öğrenmişti.Elbette evde bu konudan çok da bahsetmedik uzun bir süre
Fakat ben sussam da göbeğim benim yerime konuşuyor maşallah! İştar onu her gün kitap okuyup yatırırken "anne karnında bebek var dimi" diye sorup duruyor.
Cinsiyetini kesin olarak öğrendikten sonra İştar'ı karşıma aldım ve ona bir kız kardeşi olacağını söyledim.Tıpkı Elsa gibi..Önce bir durdu ve sonra hoplayıp zıplamaya başladı,çok mutluydu..
Bir kaç gün sonra etrafta kız kardeşim olacak diye dolanmaya başlamıştı bile
Ve nereden çıktığı bilinmez şekilde -çünkü ona sormadık- kardeşinin adının Ayşe olacağını söylüyordu.
Tamam dedim, Ayşe olsun adı.
İştar'ın ismine karar vermek heralde 30 saniyemizi almıştı.Babası İştar'ı 3 yıl önceden zaten bulmuştu, eh Çağrının kızı da Çağla olsun demek çok kolaydı.Böylece İştar Çağla çıkıvermişti ortaya.İkincide ise epey zorlandık. Ayşe ok de, bi tek Ayşe mi olacaktı? Bu isim amma da alaturkaymış der miydi?
Mitra ismini ikinci hamileliğimde çok istemiş ama düşük yapınca başka bir zaman kullanmaya korkmuştum açıkçası. Mitra, Urdu dilinde "dost" demekmiş.Aynı zamanda Pers-Hint mitolojilerinde dostluk ve barış tanrısı olarak geçiyor. Bir şekilde Pers kültüründe dişileşmiş ve zamanla günümüz İran'ında yaygın kullanılan bir kadın ismi olmuş.
İştar da zaten bereket tanrıçası olduğuna göre, yaşasın tanrıça kardeşler!
Ayşe Mitra 2. trimesterı da tamamladı ve ekstradan aldığım kilolar dışında her şey son derece yolunda gidiyor..

İkinci 3 Ay: Şişiyorum,Şişiyorsun,Şişiyorlar

Haftalık bazda yediğim akupunktur iğnelerinden midir yoksa her doktor muayenesinde "merak etmeee ,her şey yolundaaa" lafını duyduğumdan mı, pek bir dinginim, mutluyum, iç huzurum yüksek, akışa güveniyorum.
İlk 3 ay boyunca yaşadığım aşırı tedirginlik ve korku yerini hamileliğin tadını çıkarmaya bıraktı.Artık herkes biliyor hamile olduğumu,henüz karnım da çok büyük olmadığı için göğüsten aşağı kısmı hafif bol olan tüm bluzlerimi giyebiliyorum,sadece alta giydiklerim artık hamile kıyafeti kategorisinde.
Bayram tatilinde ailecek Barcelona'ya gidiyoruz.Elbette eşim İştar'la ilgilenme konusunda başrollerde..Cinsiyetimiz henüz belli değil o yüzden uniseks bir kaç parça bir şey alıyorum ve şunu farkediyorum ki bebek mağazaları acayip cinsiyetçi!Kız bebeğe de erkek bebeğe de giydirebileceğin neredeyse hiç bir şey yok,inanılmaz değil mi?
Kız bebek giysilerini zaten geç, inanılmaz feminen hepsi.Erkek bebek tulumları ise fazla gri ve hatta fazla maskulen. Yani cinsiyeti bilmiyorsan içine sinen bir alışveriş de yapamıyorsun!
İkinci üç ayda enerjim gayet yüksek, hem deli gibi hamileyim, hem de karnımın büyüklüğü hayatla başedebileceğim düzeyde :)
Bu da kız olsun, bu da kız olsun diye dua ederken, akupunkturcu doktorum kötü haberi veriyor: "Ayol erkek bu"
Eşim boynunu büküyor, eh çeşit olur artık diyor.
Ve 14. haftada asıl doğum doktorumun high-tech ultrason odasında alıyoruz sevinçli haberi: bir kızımız daha geliyor..
Bir sonraki ay konfirme oluyor: evet kız..
Yupppiiiii!!!
Ve korkulu rüyam şeker yükleme testinin yapılma zamanı geliyor.İlk hamileliğimde 50 gr lık glikozla 174 çıkmıştı şekerim ve tam 4 ay boyunca resmen diyet yapmak zorunda kalmıştım. Kulağa korkunç gelse de, ben halimden çok memnundum.Her gün yürüyüş  ve protein ağırlıklı beslenmenin o kadar da kötü bir şey olmadığını bildiğim için bu hamileliğimde de aynen uyguladım. 4. aydan doğum yapacağım güne kadar her gün en az 45 dakika yürüyüş yaptım.
Arkadaşlar beslenme yani ne yediğiniz ve ne kadar ne zaman yediğiniz o kadar önemli ki! Aileden miraz insülin direncim olduğu ve sadece hamilelikte değil hayat boyu beslenmeme dikkat etmem gerektiğini ilk hamileliğimde gebelik şekeri geçirerek anlamıştım.Doğumdan sonra da ara sıra cozutsam da, genel olarak sağlıklı beslenmeye, düşük karbonhidratla yaşamaya alıştırmıştım kendimi.Zaten hamile kalmazdan hemen önce de direkt Karatay diyeti uygulamaya başlayıp epey de kilo vermiştim.Hatta mucizevi şekilde hamile kalmamı da ben doğru beslenmeme bağlıyorum.
İnanılmaz bir şey belki ama, 4 yıl sonra, hem de daha yüksek dozda glikoz yüklemesine rağmen, bu defa şeker yüklemesi sonucum gayet iyi çıktı! Gebelik diyabetim filan yoktu!
Eh yani alt mesaj: yiyebilirdim!
Ve yedim..
Fıstık ezmesi, pasta,mantı,pizza..Ne bulursam yedim.
6. ayın sonunda aldığım kilolar 10 kiloyu geçmişti ve gidişat tehlikeli görünüyordu.
Her gün yürüyüş yapıyorum ama boğazdan kesmeyince bir işe yaramıyor tabi!
Şiştikçe şişiyorum, tombik ama mutlu bir hamile olarak geziniyorum ortalarda.
Arada detoks gibi proteine abanıyorum ama 2. trimester sonu itibariyle en az 4 kilo fazlam var, EYVAH!